ülkeye göre fiyatlandırmamarka stratejisifiyat algısıtüketici gücüstatü tüketimi
Columbia montunun ABD'de 230 dolar, Türkiye'de 29.999 TL olmasını ülkeye göre fiyatlandırma üzerinden anlatan video. Vergi, kur riski, statü algısı ve tüketicinin ses çıkarma gücü gibi katmanlarla aynı ürünün neden farklı fiyat ve kalitede satıldığını gösteriyor.
Sık Sorulan Sorular
Aynı ürün neden ülkeye göre farklı fiyatlanıyor?
+
Buna ülkeye göre fiyatlandırma denir. Marka fiyatı yalnızca maliyete değil; o ülkedeki alım gücüne, statü algısına, vergiye ve kur riskine göre belirler. Aynı etiket, farklı pazarda farklı bir değer taşır.
Türkiye'de neden bazen kalite de düşük oluyor?
+
Çünkü tüketicinin ses çıkarma ve yasal takip gücü zayıf algılanıyor. Marka, boykot ya da dava riski düşük olduğunda aynı üründe kumaşı veya iç tabanı değiştirip maliyeti kısabiliyor; mesele üretim kalitesi değil kâr önceliği.
Tüketici olarak ne yapabiliriz?
+
Fiyat ve kalite farkını mizah malzemesine çevirmek yerine görünür tepki göstermek, ülkeler arası karşılaştırma yapmak ve hakkını aramak markanın hesabını değiştirir. Ses çıkaran pazar farklı fiyatlanır.
TranskriptAçKapat
Havalimanında suyun 80 TL olmasına tepki gösteren amcanın elindeki suyla, Columbia'nın şu montunun ne ilgisi var? Columbia bir montu Amerika'da 230 dolara satarken neden Türkiye'de 29.999 TL'ye satıyor sorusunu sorarsak, bu ilişkiyi de daha net kurabiliriz. Bunun birkaç sebebi var.
Birincisi değer katmanı. Bizde doğa sporu bir ihtiyaç değil, bir ayrıcalık. ABD'de günlük rutine dahil olan şey, Türkiye'de lüks segment olarak satılıyor. Fiyat sadece maliyeti değil, toplumsal statüyü de temsil ediyor.
İkincisi vergi. Burayı zaten biliyoruz.
Üçüncüsü kur riski. Marka döviz oynaklığını önden fiyatlara yüklüyor. Dolar düşse de fiyat inmiyor, çünkü o fark gelecekteki kur belirsizliğine karşı bir sigorta gibi.
Dördüncüsü fiyat algısı. Yüksek enflasyonla birlikte fiyat referansı kalmadı. Bir mont 9 bin mi olmalı, 29 bin mi, bilmiyorsun.
Beşincisi yaptırım bilinci. Markalar her ülkeyi sadece alım gücüne göre değil, marka bilinci ve ses çıkarma gücüne göre de değerlendiriyor. ABD'de bir ürün hatalı çıksa sosyal medyada büyük kriz olur; toplu iade kampanyaları, gerekli yasal işlemler başlar. Türkiye'de ise idare et, herkesin başına gelir kültürü devrede. Yani markalar şunu biliyor: bu pazarda kaliteyi bir tık düşürsem, fiyatı artırsam kimse dava açmaz, boykot etmez.
Ve işte bu yüzden aynı mont, aynı etiket ama farklı kumaş; aynı ayakkabı ama farklı iç taban; ya da aynı kalite ama farklı fiyat. Yani mesele üretimin kalitesi değil, kâr önceliği. Bunu birçok marka yapıyor; tam da bu yüzden aynı markanın farklı ülkelerden alınmış versiyonlarında ciddi kalite farklarıyla karşılaşabiliyoruz.
Ve ülkece bu amcayla ve savunduğu şeyle alay etmeyi, mizah unsuru hâline getirmeyi bırakıp gerçekten tepki göstermeye başlamazsak, üzgünüm ama bu durum hiçbir zaman değişmeyecek.