yabancı isim tercihitüketici psikolojisitürk markalarıkategori algısımarka isimlendirme
English Home, Madame Coco ve Pastavilla, tüketicinin gördüğü ithal kalite ipucunu anlatan video. Simit Sarayı ve Kurukahveci Mehmet Efendi örnekleriyle ritüele yaslanan yerli markaların farkını gösteriyor.
Soru
Türk markaları neden Türkçe yerine yabancı isim seçiyor?
Kısa cevap
Utançtan değil, kategori algısından. Makarna İtalya'ya, kozmetik Fransa'ya ait sayıldığı için bu "ithal" kategorilerde yabancı isim bir kalite sinyali işlevi görüyor, tüketici kaliteyi satın almadan ölçemediği için isim, en ucuz ipucu. Simit ve Türk kahvesi gibi köklü ritüeli olan kategorilerdeyse hazır bir hikâye olduğundan Simit Sarayı ya da Kurukahveci Mehmet Efendi yerli isimle dünyaya açılabiliyor.
Sık Sorulan Sorular
Yabancı isim gerçekten satışı etkiliyor mu?
+
Evet; tüketici ürünü denemeden kaliteyi ölçemez, o yüzden fiyat, ambalaj ve isim gibi ipuçlarına bakar. İthal algılanan kategorilerde yabancı isim kalite beklentisini yükseltir, fabrika, un ve işçi aynı olsa bile.
Menşe ülke etkisi nedir?
+
Ürünün nereli olduğuna dair algının kalite değerlendirmesini etkilemesidir; makarnada İtalya, kozmetikte Fransa gibi kategori sahibi ülkeler o kategorinin kalite ölçüsünü belirler.
Hangi Türk markaları Türkçe isimle küreselleşti?
+
Simit Sarayı, Hafız Mustafa ve Kurukahveci Mehmet Efendi. Güçleri, ürünlerinin arkasındaki yüzyıllık ritüel: simit-çay-vapur, Türk kahvesi-fal-sohbet gibi hazır hikâyeler.
TranskriptAçKapat
Türk markaları Türkçe isim koymaya utanıyor mu?
English Home, Madame Coco, Bella Maison, Pastavilla. Hepsi Türk ama hiçbiri isminden bunu anlamamıza izin vermiyor. Peki bunun sebebi gerçekten utanç mı?
Makarnayı en iyi kim yapar? Kimse bu soruya Türkiye diye cevap vermez, çünkü makarna İtalya'ya ait bir şey. Aslında mesele burada başlıyor. Bazı kategoriler bize ait değil, dışarıdan geliyor. Makarna İtalya'nın, kozmetik Fransa'nın. Bir kategori ithalse, onun kalite ölçüsü de ithal oluyor. İşte böyle bir kategoride markanın İtalyanca bir isim seçmesi gayet mantıklı hale geliyor.
Biz bir ürünün kalitesini satın almadan ölçemeyiz. O yüzden önce ipuçlarına bakarız: fiyatına, ambalajına, markanın nereli olduğuna. İsim de bu ipuçlarının en ucuzu. Fabrika aynı, un aynı, işçi aynı. Değişen tek şey bizim gözümüzdeki değeri.
Simit Sarayı, Hafız Mustafa, Kurukahveci Mehmet Efendi. Bunlar ise Türkçe isimleriyle, hatta "Mehmet Efendi" gibi apaçık yerli bir isimle dünyaya açılıyor. Hatta Simit Sarayı'nın kurucusu Kavukcu, "ismi değiştirin, yabancılar telaffuz edemez" diyenlere direndiğini anlatıyor. Peki bu markalar neye güveniyor?
Ritüele güveniyorlar. Simit deyince aklınıza çay geliyor, vapur geliyor, sabah geliyor. Türk kahvesi deyince fal geliyor, sohbet geliyor, kırk yıl hatırı geliyor. Bunlar yüzyıllar içinde birikmiş şeyler. Ürünün arkasında böyle hazır bir hikâye varsa, yabancı bir isme ihtiyacın kalmıyor.