Her gün daha çok bilgi alıyoruz ama daha iyi anladığımızdan emin miyiz? Forbes’un paylaştığı sağduyu sözü, Berger ve Luckmann’ın gündelik gerçeklik fikriyle birleşince şunu düşündürüyor: Her şeyi optimize ederken sezgimizi ve basit sağduyumuzu kaybediyor olabiliriz.
Sık Sorulan Sorular
Sağduyu bilgisi nedir?
+
Bilgi sosyolojisinde, sokaktaki insanın gündelik gerçekliği: sorgulamadan kabul edilen, hayatı akışında yaşatan verili bilgi. Berger ve Luckmann'a göre asıl inceleme konusu budur.
Bilgi bolluğu neden anlamayı azaltıyor?
+
Sürekli veri akışı sezgiye alan bırakmıyor; her karar dış listelere ve metriklere devredildikçe içsel yargı yetisi köreliyor.
Çözüm bilgiden kaçmak mı?
+
Hayır; dengede: bilgiyi kullanmak ama son sözü sezgiye ve kendi deneyimine bırakabilmek. Her cevabı dışarıda aramamak.
TranskriptAçKapat
Herkes gün boyu o kadar çok bilgi alıyor ki sağduyularını kaybediyor. Bu sözü Forbes paylaşmış. Gerçekten de öyle değil mi? Sabah uyanıyoruz. Daha yataktan kalkmadan, dünyadaki tüm felaketleri en yeni diyet trendlerine, e borsanın durumunu veya yapay zekanın bizi nasıl işsiz bırakacağını öğreniyor musun? Eğer izliyorsan bu video daha benim yaptığımda aslında farksız değil. Bilgimiz artıyor ama garip bir şekilde, anlama yeteneğimiz azalıyor. Eskiden sokaktaki insanın bir bilgeliği vardı. Karmaşık analizler yapmazdı belki ama neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, içgüdüsel olarak bilirdi. Peter ve diye iki sosyolog var. Bu adamlar diyor ki bilgi sosyolojisinin konusu büyük filozofların o büyük teorileri değil. Sokaktaki insanın gündelik gerçekliğidir. Yani sağduyu bilgisidir. Bu bilgi türü sorgulamadan kabul ettiğimiz, hayatı akışına bırakan o bize verili olan bilgidir. Filozoflar veya bilim insanları, gerçeğin özünü ararken, sağduyu sahibi insan, olanı kabul eder ve hayatına bakar. Ama biz ne yaptık? O köylü, o feodal görülen sağduyuyu terk etmeye başladık. Yerine ne koyduk? Sürekli edilmesi gereken datalarla yönetilen her adamı planlı ama ruhu olmayan bir hayat koyduk yerine. Bir elmayı yerken bile tadına değil, glisemik indeksine bakıyoruz. Bir ilişkiye başlarken ne hissettiğimize değil, TikTok'ta paylaşılan Reflek listelerine bakıyoruz. Çocuğumuzu büyütürken içgüdülerimize değil, Instagram'daki uyku koçlarının on maddelik hazırlamış olduğu listelerine bakıyoruz. Sürekli daha çok daha doğru bilgiyi arayarak aslında en temel yeteneğimizi yani sezgimizi köreltiyoruz. Çok fazla biliyoruz ama çok az anlıyoruz. Yani yanlış anlamayın size Ama videolarımın altındaki yorumlara bir bakın. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. Belki de bazen o kadar çok makale okumak yerine, o kadar çok bilgi öğrenmek yerine sadece durup sağduyuya yani içimizdeki o sese, bize verili olan bilgiye, sezgilerimize kulak vermek gerekiyordur. Çünkü Google'da chat GPT'de her şeyin cevabı var. Ama neyin doğru olduğunun cevabı bence hala sadece insanın içinde. Böyle ağlayacak gibi oldum ama Konu birazcık önemli benim için. Teşekkür ederim.